|
SUFLÖRLÜK YAPMAK
Hepimizin zaman zaman yaptığı birçok olumsuz davranış mutlaka vardır. Bunların bir kısmı bilinçli bir kısmı bilinçsiz yapılmaktadır. Tabiî ki en kötüsü yanlış olduğunu bile bile yapılanlarıdır. Davranışlarımızı değiştirmede çok zorlanırız.
“Başkalarının yapması gereken şeyleri söylemek.” Evet suflörlük diye tanımlanan yapmaktan kendimizi alıkoyamadığımız davranışımız. Etkileşim içinde bulunan herkes birbirine suflörlük yapmaktadır. Bundaki amaç kendi istediği gibi olayları yönlendirmek, diğer kişinin başına gelebilecek olumsuzlukları ortadan kaldırmak, amaca daha kısa sürede ulaşılabileceğini zannetmek. Bunları daha da artırabiliriz. Düşünce ne kadar olumlu yada olumsuz olursa olsun sonunda yapılan diğer kişilerin hayatını ve duygularını yönlendirmek.
Bu noktada bir çok itirazlar olabilir. Eğer kişiyi olumsuzluklardan kurtaracaksam, amaca daha kısa yoldan ulaşacaksam yaptığım bence iyi bir şeydir; denebilir. Tabiî ki herkes aynı deneyimleri yaşamak zorunda değil, tabii ki amaca kısa yoldan ulaşmak her zaman istenir. O zaman ne yapmak gerekir?
Yapması gerekeni söylemek değil, sorularla uygulamalarla kişiye ne yapması gerektiğini buldurmak esas olan bu. Sokrates öğrencilerine asla teoremleri anlatmamıştır. Sorular sorarak öğrencilerin teoremleri bulmasını sağlamıştır. Zaten hayatta en çabuk ve en iyi öğrendiğimiz şeyler ihtiyaç duyduğumuz ve kendimiz yaptığımız şeyler. İhtiyaç hissetme düzeyimiz öğrenme sürecimizle ters orantılıdır. Ne kadar çok istersek o kadar kısa sürede öğreniriz.
Öğrendiğiniz ve iyi yaptığınız her şeyi düşünün, onu isteme derecenizi hatırlayın, sizi ona yönelten kişileri ve olayları hatırlamaya çalışın. Evet eminim ki bunların çok büyük bir bölümünde kendi istek ve arzularınız sizi başarıya sürüklemiştir. Başkalarının söylemleri sizin hiçbir zaman önünüze geçemez. Sizin başkalarına bağımlılık düzeyiniz ne kadar fazla olursa olsun sizin kendiniz isteyerek yaptığınız işlerdeki başarınız daha yüksektir.
Ne yapmak gerekir? Nasıl davranmalıyız? KOÇLUK yapmak gerekli. Yani sahaya çıkıp oyun oynamamak, direksiyona geçip arabayı sürmemek, enstrümanı alıp çalmamak, gerekli. Yazarını bilmediğim çok güzel bir söz var. “Her insan hayata motive olarak doğar, siz onu motive etmeye uğraşmayın. Yapmanız gereken şey motivasyonunu bozan şeyleri ortadan kaldırmak.” İnsanlar bazen kendilerindeki enerjiyi fark edemezler, kapasitelerini maksimum kullanamazlar biz bunu görmelerini ve kullanmalarını sağlayacak söylemlerde bulunmalıyız. Kişinin uygulama yapabileceği alanlar yaratmalıyız.
Bazı şeyler vardır mutlaka tecrübe edilmesi gereken. Onları da yaşamalarını sağlamalıyız. Doğruları söylemektense doğruları kendilerinin bulmalarını sağlamalıyız. Bunları belki herkes biliyor veya farkında. Yanlış olanı kolaya kaçarak yapılması gerekeni söylememiz. Bizde öyle gördüğümüzden aynı uygulamaya devam ediyoruz.
Emir vermek, kişinin duygularının önemsiz olduğu mesajını verir.
Uyarmak, kınamak; isteklerine saygı duyulmadığı mesajını verir.
Ahlak dersi vermek "Yapmalısın, etmelisin" mesajlarını iletir ve bireyi karşı koymaya zorlar.
Öğüt vermek ve çözüm önerileri getirmek: Kişinin sorunlarını kendi kendisine çözeceği yeteneğinin olmadığına inanıldığını gösterir.
Öğretme, nutuk çekme, mantıklı düşünceler önerme: Bu durum aile içinde o anda herhangi bir sorun yokken çocuklar tarafından kabul edilebiliyor; ancak, sorun anında bu durum kabul edilmiyor ve daha fazla çatışmalara neden oluyor.
Mantıklı düşünceler önerme çocuğun mantıksız ve bilgisiz olduğuna dair mesaj iletir.
Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, aynı düşüncede olmamak: Bu iletiler çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz görmesine neden olur.
Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu değerlendirmeler yapmak: Genel inanç olarak bu durumun çocuğa zarar vereceği hiç düşünülmez. Çocuğun öz imgesine uymayan değerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlık yaratır. Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteğini yaptırma girişimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. "Siz böyle söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım?" gibi düşünürler. Övgü ise başkalarının yanında yapılıyorsa çocuğu utandırır. Aşırı övgü sonucunda çocuk buna alışır ve övülmeye gereksinim duymaya başlar.
Ad takmak, alay etmek: Çocuğun benlik saygısı üzerinde olumsuz etki yapar. Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak: Bu durum çocuğun konuşmasını, kendi duygularını ifade etmesini engeller. Soru sormak, sınamak, sorgulamak: Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.
Bu tür iletişimde her zaman ebeveyn öznedir. Çocuklar pasif durumda ve sürekli korunan ve kollanan veya eleştirilendir. Bu yüzden çocuklar her saman daha büyük yaşta olarak ve bazı şeyleri kendileri yapmak isterler. Büyüdükleri zaman ise yani kendi kararlarını verebildikleri zaman; küçülüp tekrar aynı ortama dönmek isterler.
Suflörlük yaparak veya iletişimi ebeveyn merkezli yaparak, çocuğun kişilik gelişimini olumsuz etkileyebiliriz, düşük kapasiteyle çalışmasını sağlayabiliriz, onları dışa bağımlı yapabiliriz, her zaman başarılı olamamasını sağlayabiliriz.
En değerli varlığımız olan çocuklarımız bize bağımlı olmadan kendi ayakları üzerinde duran, girişimci, cesaretli, yaratıcı bireyler olarak yetiştirmek hepimizin ortak isteğidir. Kişi kendi kurduğu temeller üzerinde daha kolay yükselir. Başkalarının temelleri üzerinde aynı yüksekliğe hiçbir zaman çıkamaz. 29/12/2006
Mehmet Faik KAYAGİL
Kaynak: http://www.abd-ana.com/bws/abdana/yb/iletisim.html
|