|
Bir düşü yaratmak ne kadar zorsa, düşünceyi ayakta tutmak daha da zor.
Düşünce sağlam düşmeli usumuza ki içinde kaynayan binlerce düş fışkırmalı.
Bilim Sanat Merkezi'yle tanışmamız kızımın sınıf öğretmeninin bizi bu sınava yönlendirmesiyle oldu.
Sınavdan önce söylenen, seçimin farklı bir şekilde yapıldığı, derslerinde çok başarılı olan ilk sınavı kazansa bile ikinci sınavı kazanamama ihtimalinin yüksek olduğuydu.Yani çocukların değişik testlerden geçirilmesiydi ki bu da yeteneklerinin ve zekalarının ezberci ya da içsel olup olmadığını çıkarmaktı.
Açık söylemem gerekirse çok da önemli değildi sonucu. Sadece değişik ortamlara girip çıkmasının kızımın gelişimi açısından önemli olmasıydı.
İlk Sınav Türkçe, Matematik, Genel Kültür ve zeka sorularından oluşan bir aşamaydı.
Bilim Sanat Merkezi'ne doğru kâh sevinç, merak ve kızımın sıkıntıyla sorduğu sorularla sınavın ikinci aşamasına giderken, oldukça etkilendiğimiz bir manzarayla karşılaşmamız, bizi sınavdan çok geçmişten kalan izlere gözlerimizi çevirmemize yol açtı. Bilim Sanat Merkezi'nin binası taş bir yapıydı ve bize söylenen çok eski tarihlerde burası bir rahibin ikâmetgâhıymış bahçe içinde alt bölüm kilise olarak kullanılıyormuş şimdi konferansların ve çocukların yaptığı ürünlerin sergilendiği etkinlik salonu…tarihi dokusuyla bizi bambaşka bir dünyanın kapısından içeri buyur ediyordu. Daha önce buradan geçmediğimiz gibi, kızımla Trabzon’un ara sokaklarında daha kim bilir hangi gizin ve hangi değerin saklı gerçeğine tanık oluyorduk.
Kurum, üstün zekâlı çocukların, yeteneklerinin zaman içinde kaybolmaması, hangi alanda yetenekleri varsa daha bir pekişmesi ve harekete geçmesi amaçlı faaliyete geçmiş, resim, müzik ve zihinsel olmak üzere üç bölümden oluşan Milli Eğitime bağlı bir okuldu. Kızım sınava zihinsel bölümden girdi ve kazandı.. Ortaöğretimin bitimine kadar takip edilecek, geleceğin bilim adamları, eğitmenleri, sanatçıları arasına böylece girmiş oldu.
Eğitim öğretim yılının başında çocuklar, temel eğitimlerini aksatmadan Bilim Sanat Merkezi'ndeki eğitimlerine de başladılar. Şimdi haftada iki gün (2007/ bu sene üç gün) okullarının haricindeki saatlerde beş ders saati ders görüyorlar. Kızımı BİLSEM'e bıraktığım günler ben de oradaki çocukları, idaresiyle öğretmenleriyle ayrı ayrı gözlemleme fırsatını buluyorum. Yarının büyükleri dediğimiz çocukların hayalleri, gerçeğe dönüşen projeleri, sunum ve etkinliklerini gördükçe ilerisi için daha bir umutlanıyorum daha bir kabarıyor düşlerim..
Yine gördüğüm bir şey eğitmenlerin yaklaşımları… teknik ve pratik bilgileriyle, tavırlarıyla çocuklara daha bir özgüven aşıladıkları gerçeği, onları dinledikleri, düşlerini ve düşündüklerini söylemede, gerçekleştirmede ellerinden gelen açılımı yapmaları…
Biz velilere düşen de yolun başından sonuna kadar onların yanında olacak emeği göstermek...
Ki hepsi düş ve düşünce çocukları.
http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=164&goster=siirler
Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Ayşe KESKİN
|