meblogo_2.jpg
 

Twitter

Nihan Dilan CANTÜRK

Nihan Dilan CANTÜRK
BENİM TRABZON'UM
 
Diğer Yazıları

Muhammet Enes TOPALOĞLU

Muhammet Enes TOPALOĞLU
Tarih, Unutulunca Tekerrür Eder; Unutmamak İçin Okumak
 
Diğer Yazıları

Gönül Nur DEMET

Gönül Nur DEMET
SUSKUN KAPILAR
 
Diğer Yazıları

Hilal GÜNGÖR

Hilal GÜNGÖR
İLKBAHAR BİR BAŞKADIR
 
Diğer Yazıları

Bilim Kampımızı Destekleyenler

TRABZON VALİLİĞİ

TRABZON BELEDİYESİ 

İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ 

AKÇAABAT KAYMAKAMLIĞI

AKÇAABAT MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ

TRABZON TİCARET ve SANAYİ ODASI

KARAYOLLARI BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ 

TRABZON DEFTERDARLIĞI

 

 

 

 

 

 

 merve_salci

 

Ulusal ve Uluslararası Yarışmalarda

Ödül alan Resimler TIKLAYIN

ANASAYFA arrow REHBERLİK arrow DENEME-YANILMA
DENEME-YANILMA Yazdır E-posta

DENEME / YANILMA … Yaşlı Aynada ve Sırlı Dünyada    

 

“Aydın kime denir? Aydın olabilmek için insan ömründe belli bir süre belirlenmiş midir?” 

Sorular ve sorunlar üretip önce sorularına yanıt, sonra sorunlara çözüm bulmaya çalışandır. Yoksa durup dururken karanlıkların karnını niye deşelesin herhangi bir insan. Üstelik karşısına ne çıkacağını bilmeden… sora/  korka…      

      

     Belli ki aydın rahatsız ve cesaretli biri.  

 

Cesaretini de rahatsızlık duyduğu her konu ve her durumda ortaya çıkarmış. Ama düşünceyle ama…eliyle, diliyle, beliyle!... 

“a-y-d-ı-n””ın akıllı-uslu duran üç sessiz harfine bakalım bir de iki sesli tarafından atmış şafağına, çelişkileriyle ve deneme- yanılmayla dünya tarihinde olagelmişlere baktığımızda hep tutmuş iki bacağından karanlığın… çözümü sökmüş batınından. (Ya da biz öyle bildik.)  

Kendi beyninde çözümü – çözümsüzlüğü olan, çözüm üreten, ürettiğiyle bu sıfatı hak etmiş dedik onun için.  

Bu söylemden sonra aydın olabilmenin belirlenen süresi; geçmişle bağı ve geçmişin üstünden kurduğu bağıntıyı çözme hangi döneme gelirse o süre olabilir diye yorumluyorum en saf düşüncemle.(Daha arı olamadık kovanlar içlere yeni kuruldu.) 

 

    Peki Aydın-lık öğrenilen mi yoksa öğretilen bir şey midir?  

 

(Birden geliyor bazı şeyler zaten o “birden”ler çoğalıyor çoğalıyor…insan beyninde uçuşan pervanelere dönüyor. 

Işığa kavuşmaya çalışan pervaneler! İçinde hareleniyor karanlığın, bir dolu devinim; devinim devinimi körüklüyor, ocağı yakan alev oluyor. Sahi biz de böyle böyle arı-aydın mı olacağız,  yoksa koca bir avuntuda mıyız? )    

         

    Aydın-lığın izini sürmeye devam edelim.   

 

Aydın-lık verili bilgilerle ve üstüne eklediğiyle “öğrenilen” ama oluşturduğu enerjiyle gelecek için ayrıca “öğretici” de …  

 

Ya da çok daha başka söyleyeceği olan varsa söylesin.  

 

Aydınlar en çok kendilerini mi yoksa etrafı mı aydınlatır? Sorusu içimizi kemiriyor bir taraftan.     Bu düşünce ateşinin içinde epeyce yandıkları kesin ama hem yanıp hem de kendini aydınlatmak marifet üstüne marifet elbet. 

Ama közden küle, külden ateşe dönüşüm zor olmalı.  Her zaman bir tarafı karanlığa bakacak aydın-lığın ki yeni ateşleri yakmaya, hem yeni ateşlerde yanmaya aday, aydınlığa çıkaracakları aydın- sırlıkları olsun.   

Sır denilince ayna, ayna denilince suret, suret denilince de nedense aklıma sanat yatıveriyor… Her “gelecek” bir suret, bir “geçmiş” suretin yansıması ve böylece sanatla aydın-lık kavramının ilişkisini de düşünüyorum ister istemez.   

Öyle ki, yaratım gücünün ortaya çıkardığı, insanın her telini titreten insanı bir boyuttan bir başka boyuta götüren sırrı da cabası… (Zihinsel, duygusal ve ruhsal gelişimlerini takip oldukça ilginç bir sürek avında hissettirebilir insanı.)    

 

Toplumlar kendi gelişimlerini kendileri yaratır.    

 

Ya aydınlar bu gelişimin neresindedir? Düşünce derinliğinde yol alan, Aydın-lığa çıkardığında düşünceyi, yeniden ve yeniden… İnsanlığın ışıkta boğulması, kör olma olasılığı var mıdır sorusu da takılıyor aklıma.

Işığıyla karanlıkları sıyırmasını bilen, imbikten süzerek göze gönle akıtan,  marifetli aydın-lık oluyor demek...

 

Diğerinde büyük ihtimal nefes darlığı ve kör gözümüze gözyaşı! 

 

(acaba kendine ilaç olamayan ve bütün yalnızlığıyla hep karanlıkta kalmış  diğer yarısı olabilir mi ? )  

Aydının toplumun dışında olmaması gerektiği, içinde olduğu zaman, toplumla ne kadar ilişki içinde olması gerektiği, bir de içinde olduğu süre içinde kendini diğerlerinden ayıran sırla toplumun dışına düşmemesi konusu var ki…Bir de Aydın-lık bolluk ve huzurla ne kadar kardeştir ne kadar düşman irdelemesini de koyarsak ortaya, dönüşüm hızıyla paralel giden çürümeyle günümüz aydın-lığının! cebinde dolaştırdığı karanlık denilen illetli elin şamarını da yiyebiliyoruz! Ne yazık ki karıştırdıkça akçe, karıştırdıkça mal! Karıştırdıkça şıktan bir kubur doluyor beynimizin içinde.  

 

Susuzluksa had safhada…    

 

Aydınlanma arttıkça daha huzurlu ve mutlu olması gerekirken neden daha mutsuz, huzursuz insan?Besbelli işte geçmişten günümüze bir yerlerde yanlış bir yayım olmuş ve çevire çevire, çize çize geliyor cızırdayan sesi insanın. Çünkü sırlı dünyanın değerini düşürüp dengesini bozduk bozalı, şimdi hormonlu aydın-lıkla kalakalmamız, nihayetindeyse florasan ya da küresel lambada!... karanlıkta oynayanlardanız hepimiz.  

Her yer aydın-lık olduğunda aydın-lığın bir esprisi kalacak, değeri olacak mı?      

Yine de iyimser tarafımızdan bitirelim deneme- yanılmamızı.   

Olursa, sırrın sırra kavuşması olmalı.. en arı düşünce ” tek… yani tam…ihtimâl sonsuz uca yolculuk…  

 

SİMGE Edebiyat Seçkisi //Eylül-Ekim sayı 31   2007/5 

 
Sonraki >
CSS Valid XHTML Valid
Designed by RocketTheme