meblogo_2.jpg
 

Twitter

Nihan Dilan CANTÜRK

Nihan Dilan CANTÜRK
BENİM TRABZON'UM
 
Diğer Yazıları

Muhammet Enes TOPALOĞLU

Muhammet Enes TOPALOĞLU
Tarih, Unutulunca Tekerrür Eder; Unutmamak İçin Okumak
 
Diğer Yazıları

Gönül Nur DEMET

Gönül Nur DEMET
UYKUSUZ
 
Diğer Yazıları

Hilal GÜNGÖR

Hilal GÜNGÖR
İLKBAHAR BİR BAŞKADIR
 
Diğer Yazıları

Bilim Kampımızı Destekleyenler

TRABZON VALİLİĞİ

TRABZON BELEDİYESİ 

İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ 

AKÇAABAT KAYMAKAMLIĞI

AKÇAABAT MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ

TRABZON TİCARET ve SANAYİ ODASI

KARAYOLLARI BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ 

TRABZON DEFTERDARLIĞI

 

 

 

 

 

 

 merve_salci

 

Ulusal ve Uluslararası Yarışmalarda

Ödül alan Resimler TIKLAYIN

ANASAYFA arrow REHBERLİK arrow ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ
ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ Yazdır E-posta
             Zeka Nedir?

Psikoloji, nöroloji, eğitim ve başka mesleki alanlarda çalışan çok değişik uzmanlar arasında, zekanın aslında ne olduğu konusunda bir fikir birliği yoktur, ve bu konu üzerine düşünerek, epey zaman ve zeka harcarlar. Zeka kavramıyla ilgili ayrıntılı bir döküm yapan Ken Richardson, ABD’de yapılmış ve çok sayıda psikoloğa, zekayla ilgili ne düşündüklerinin sorulduğu bir araştırmadan söz eder. Verilen yanıtların çok azı birbiriyle örtüşür. (Robinson,2008.s:74)Zeka aslında insanlarda gördüğümüz anda fark edebileceğimize inandığımız, ama iş tanımlamaya gelince, parmaklarımızın arasından kayıp gidiveren o kavramlardan biridir. Üzerinde anlaşılan tek bir tanımı yok belki ama genel olarak kabul gören, eğitim politikalarında ve kültürde ortaya çıkan bir zeka kavramı var (Robinson,2008.s:74)        

Zekanın çok boyutlu bir yapıya sahip olması onu tanımlamakta ve kavram haline dönüştürmekte bizleri zorlamaktadır. Farklı boyutlarda farklı özellikler göstermesi, onu inceleyen bilim dallarının da farklı tanımlamalar yapmasına neden olmaktadır. Farklılık göstermesinin bir başka nedeni de zamana göre ihtiyaçlarda olan değişimdir. Günümüzde ortaya çıkan kompleks yapıdaki problemleri çözme becerisi zeka kavramı ile ilişkilendirilebiliyorken, insanlık tarihinin tüm süreçlerinde aynı beceri zeka kavramı içerisinde gösterilmeyebilir. İlerleyen yıllarda doğacak ihtiyaçlara göre farklı özellikler zeka kavramı içerisine dahil edilebilir.           

Üstün Yeteneklilik Nedir?

Özel Eğitim Konseyi’nde üstün yetenekliler, genel ve/veya özel yetenekliler açsından yaşıtlarına göre  yüksek düzeyde  performans gösterdiği,  konunun uzmanları tarafından belirlenmiş kişilerdir, şeklinde tanımlanmıştır  (MEB, 1991).Ersoy,Avcı’ ya göre; Marland  Raporunda  üstün  yetenek,  aşağıdaki alanlardan  birinde ya da bir kaçında yüksek performans ve başarı gösterme şeklinde tanımlanmıştır (Ersoy & Avcı, 2001, 128).

a.   Genel zihinsel yetenek

b.   Özel akademik yetenek

c.   Yaratıcı ya da üretici düşünce yeteneği

d.   Liderlik yeteneği

e.   Görsel ve gösteri sanatlarında  yetenek

f.    Psiko-motor yetenek

“Üstün yeteneklilik, normal standartlardan nitelik ve nicelik olarak farklı içsel deneyimler  ortaya koyan ve ileri becerileri içeren uyumsuz (asenkronik) gelişimdir.” (Dağlıoğlu, 2004,  s:75)

Üstün yeteneklilik ile üstün zeka (IQ) aynı şey değildir. Fakat sık sık karıştırılır. Üstün yeteneklilik, üstün zekayı kapsamakla birlikte farklı meziyetleri de beraberinde bulundurmaktadır. Renzulli’ ye göre bu üstün performansın altında iç içe geçmiş üç belirgin unsurdan söz etmektedir:

 

Normalin üzerinde yetenek, yaratıcılık ve işe sarılma.

          Tartışılan noktalardan biride bunların doğuştan mı geldiği, yoksa çevrenin etkisiyle mi geliştiğidir. “Genler ve çevrenin, ya da doğa ve eğitimin, göreli etkileri, 21. Yy’da hala canlı bir tartışma konusudur. Bazıları bu kutuplaşmanın en aşırı uçlarında durup, ya genetik etkilerin yada çevresel etkilerin, tek başına kişilik ve yaşamımızı etkilediğini söylese de, aklı başında bilim adamlarının çoğu bu iki gücün dinamik bir etkileşim içinde olduğunun farkındadır. Yani kimliğimizi her ikisi de belirler (Andreasen, 2009, s:138).

          Üstün yetenek kavramının içerisinde olan bu üç ögenin hangileri eğitimle uygun ortamlarda geliştirilebilir? Yoksa doğuştan gelen özelliklerdir geliştirilemez mi? Hangi özellik daha baskın, hangi özelliği başat olan bireyler, hangi alanlarda daha verimli çalışabiliyorlar? Bu konular hakkında çok sayıda bilimsel çalışma yapılmaktadır. Yapılmaya da devam edecektir. Ama bazı kavramları kesin çizgilerle sınırlandırmak güçtür. Özellikle insanın üzerine tespitler yaparken daha dikkatli davranmalıyız.

 

Üstün Yeteneklilerin Eğitiminin Önemi

          Üstün yetenekli çocukların eğitimi ile ilgili tarihsel geçmişimize baktığımızda çok güzel örnekler görmekteyiz. Dünyada ilk uygulamayı başlatan ve bir çok devlete örnek olan Enderun incelenmesi ve günümüze uyarlanması son derece önem arz etmektedir. Enderun’la ilgili pek çok kaynakta son derece önemli vurgular yapılmaktadır.        

          Fransız sarayının resmî temsilcisi olan Michel Boudier ise ilk kez 1616-24 de yayınlanan  Sarayın Genel Bir Tarihi ” adlı eserinde Enderun eğitimi konusunda özellikle şunları belirtmektedir: “ Türkler’in niçin varlıklı ve güçlü bir devlet olarak geliştiğine şaşmamak gerekir. Çünkü onlar, büyük sayıdaki gençler arasından en yeteneklilerini seçmesini ve onları dürüst insanlar haline getirecek disiplinli bir eğitim vermesini çok iyi bilmektedirler. Böylece doğanın üstün bağışı ile üstün bir eğitim ve sanat kaynaşmaktadır!... Bu gençlerin eğitiminde izlenen düzen ve yöntem Türkler için ileri sürülen barbarlık sıfatının sözden öteye bir anlamı olmadığını göstermeye yeter .” (Enç, 2004, s:40)

          Günümüzde özellikle özel eğitim alanında bilimsel çalışmalar artmış, eğitim bütçelerimizin azımsanmayacak derecede bir bölümü özel eğitime muhtaç bireylerin eğitimine ayrılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı son yıllarda özel eğitim son derece önem vererek niteliksel ve niceliksel olarak sistemin gelişmesini sağlamaktadır. Son yıllarda açılan Bilim ve Sanat Merkezleri bunlara en iyi örektir. Sayıları 61’e ulaşan BİLSEM’ler Özel yetenekli bireylere ihtiyaçları doğrultusunda eğitim vermektedirler.               

          Topluma tüm alanlarda  insan çabasıyla yapılan katkıların büyük bir bölümü üstün  zekâlı olarak nitelediğimiz kesim tarafından gerçekleştirilir. işte bu nedenle, üstün bireyler bir ülkenin geleceğinde hayati öneme sahip milli bir hazine olmala nedeniyle, eğitimleri de tüm dünyada önemli bir konudur. (Davaslıgil, 2004, s:85)        

          Jefferson’un ileri sürdüğü gibi, farklı özelliğe sahip olan bireyleri aynı eğitime tâbi tutmak kadar eşit olmayan bir durum yoktur. Bu bakış açısına göre, bireylerin potansiyellerini tamamen gerçekleştirmeleri için, özelliklerine uygun bir eğitim almalıdırlar. Bu nedenle, farklı özellikler gösteren üstün zekâlı öğrencilere farklılaştırılmış eğitim olanaklarını sunmayı reddetmek, ne demokrasi ile ne de insan haklarıyla bağdaşmaktadır. (Davaslıgil, 2004, s:85)

          Her insan farklıdır, bazıları ise genel ortalamadan bazı özelliklerinden dolayı daha çok farklılık gösterirler. Standart bir model oluşturup herkesi o modelde eğitim almaya zorlamak, toplumsal zenginliğimize de zarar verecektir. Normalüstü ve normal altında olan grupların kişisel özelliklerinden dolayı farklı eğitime tabi tutulmaları zorunluluktur.

          Zorunluluğun çıkış noktası, eğitim hayatları sonunda topluma uyum sağlamaları veya toplumsal gelişmeye ön ayak olmalarını beklemekten ziyade bir birey olarak ihtiyacı olan eğitimi alma haklarıdır. Sosyal devlet ilkesi, bireylerin nasıl ortak havuzdan sağlık ihtiyaçları karşılamaksa, yine aynı şekilde eğitim ihtiyaçlarını da karşılamayı gerektirir. Her bireyin sağlık harcaması nasıl farklılık gösteriyor ve bu farklılıktan dolayı farklı tedavi giderleri sağlanıyorsa, özel eğitime muhtaç bireylerinde eğitim ihtiyaçları da aynı şekilde karşılanmalıdır.

          Dünyaya çok sayıda üstün yetenekli birey gelmekte ama uygun çevrede yetişenler veya tanılanabilenler insanlığa eserler bırakmaktadırlar. Çok sayıda üstün yetenekli yok sayılmış, ihmal edilmiş veya çeşitli nedenlerden engellenmiştir. İnsanlık tarihinin belli dönemlerinde büyük bilim insanları ve sanatçılar ortaya çıkmıştır. O dönemlere baktığımızda uygun çevre ortamlarının önemli faktör olduğunu görmekteyiz.

          Büyüyüp gelişmelerini sağlayacak bir çevrede olmadıkları için kaybolup giden kaç yaratıcı beyin olduğunu sık sık merak ederim. Bunların bazıları kuşkusuz yaratıcılığın beşiği olan dönem ve yerlerde doğmadıkları için yitip gitti, ama çoğu da bizim kontrolümüzde olan başka nedenler yüzünden harcandı. Bir kadın olarak ben, daha çok kadınları, yani toplumun yarısını düşünüyorum. Zihinsel olarak kadınlarında erkekler kadar yaratıcı olduklarına kesinlikle inanıyorum. Buna karşın toplum çok az sayıda yaratıcı dehaya sahip büyük kadınlar yetiştirebilmiştir. Bunun nedeniyse herhalde doğanın eksikliğinden çok çevre etkisi ve eğitimin eksikliğidir. Bundan bir yüz yıl kadar önce doğmuş olsaydım, büyük ihtimalle ben de bir doktor, bilim kadını ya da öğretim görevlisi olamayacaktım (Andreasen, 2009, s:230).”

          Üstün yeteneklilerin eğitiminde, yetenekleri keşfetmek ve ona uygun eğitim ortamları oluşturmak iki farklı ve zor süreci içermektedir. Bu zor süreçler ve bu süreçlerin yapılandırılması esnasında ortaya çıkabilecek sorunlar, bireylerin özel eğitim ihtiyaçlarının göz ardı edilmesine sebep olmamalıdır. Üstün yetenekli bireylerin de eğitimleri konusunda görüşlerinin alınması bazı problemlerin oluşmasını engelleyecektir.

 

Üstün Yeteneklilerin Özellikleri

          Herhangi bir özelliği gösteren bireylerin üstün yetenekli oldukları net olarak söylenememektedir. Genellenebilen her özellik her üstün yeteneklide rastlanabilir demekte mümkün değildir. Geniş bir özellik sıralaması yapılmaktadır. Ama bunların dışında bu özelliklerin gözlemlenemediği ve tanılanamayan bir çok üstün yeteneklinin de olduğu Kabul edilen bir gerçektir.

          Alanında üst düzey başarılar elde etmiş bireylerin özelliklerine bakıldığında en önemli etkenler, IQ, yaratıcılık ve azim, mücadele gücü olduğu görülmektedir. Bunların hangisinin başat öğe olduğunu söylemek mümkün değildir. Herhangi bir öğenin zayıflığı, diğer öğe tarafından karşılanabilir, hatta bileşkesi daha öteye de taşınabilir.  

          Hany, Jackson &Klein, George, Davis & Rimm’ e göre;  Üstün yetenekliler eğitiminin genel eğitim içinde farklı model ve yaklaşımlarla uygulanmakta olduğu Bazı Batılı ülkeler de bu tür çocukların tanılanması, üstün yada özel yetenek alanlarının belirlenmesi amacıyla bu tür çocukların sıkça gözlenen özelliklerini içeren çok sayıda liste üretilmiştir . Yeteneğin tanımının ve ortaya çıkış biçiminin kültürlere göre farklılık gösterdiği de göz önüne alındığında değişik yaş grupları, cinsiyet, ailenin içinde bulunduğu coğrafi ve sosyo - ekonomik koşullar gibi pek çok faktör listelerin neden bu kadar çok ve çeşitli olduğunu açıklayabilir. Bu çalışmada Türkiye’ de en yaygın biçimde gözlenen özelliklerden oluşan bir örnek liste sunulmaktadır. Bu listenin tanılama için kullanılabilecek bir araç gibi görülmemesi, ailelere potansiyel üstün yeteneklilerin muhtemel özelliklerine dair fikir veren bir liste olarak düşünülmesi gerekir. Tanılama için bu özelliklerin bir kısmı kullanılıyor olsa da tanılama aracının geçerlik ve güvenirliği sağlanmış kıyaslama araçları haline getirilmiş olması zorunluluğu unutulmamalıdır. Ayrıca bu özelliklerin bir kısmı normal yetenekli çocuklarda da sıkça gözlenmektedir. Söz konusu niteliklerin çocuklarda gözlenebildiği farklı zaman dilimleri de olabilir. Üstün yetenekli çocuklar bu listedeki özelliklerin yalnızca bir kısmına, büyük bir kısmına yada tümüne sahip olabilir. Bu listenin amacı yalnızca konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Listenin hazırlanmasında Türkiye bağlamında yazarın gözlemlerinin yanı sıra, ilgili çalışmaların derlendiği kaynaklardan da yararlanılmıştır. (Akarsu, 2004. S:136-138)

Erken Gelişim Özellikleri·     

  • Erken yürüme erken konuşma gelişmiş dil
  • Yüksek enerji ve hareket düzeyi okuma ve bilgiye ilgi
  • Gelişmiş bellek özerklik
  • Duyarlılık

 

Genel Özellikler

  • Merak soru sorma 
  • Geniş ilgi alanı 
  • Yoğunlaşabilme yüksek enerji düzeyi 
  • Güçlü bellek hızlı öğrenebilme 
  • Gelişmiş dil becerisi geniş bilgi tabanı 
  • Gözlem gücü analiz gücü 
  • Akıl yürütebilme problem çözebilme 
  • Düşünme becerilerini kullanabilme soyut düşünebilme 
  • Akademik başarı kitap okumaya düşkünlük 
  • Yoğun etkinlik geniş hayal ve imgelem gücü 
  • Yaratıcılık bağımsız çalışabilme 
  • Gelişmiş mizah duygusu bir yetenek alanında üstün performans 
  • İlgisiz gibi görünen şeyler arasında ilişki kurabilme kendini ifade edebilme

 

Duyuşsal Özellikler 

  • Öğrenmekten zevk alma kendine güven 
  • Yüksek motivasyon yenilikten hoşlanma 
  • Kendisiyle ilgili farkındalık sebat 
  • Kendini kontrol edebilme empati/kendini başkasının yerine koyabilme 
  • Risk alabilme macera ya atılabilme§  Keşfetmekten hoşlanma yalnız kalmaktan hoşlanma 
  • Estetik duyarlılık§  Belirginsizliğe açıklık güçlü sezgi 
  • Tekdüzelikten sıkılma özgünlüğe yönelme§  Liderlik dünya sorunlarına ilgi 
  • Duygusal tepkilerinde aşırıya kaçma yoğun ilişkiler kurabilme 
  • Sürekli gelişme arzusu gelişmiş ahlaki değerler 
  • Haksızlığa katlanamama doğaya ilgi

          Daha önce de belirtildiği gibi, bu özellikler tüm çocuklarda belli bir ölçüde gözlenebilen özelliklerdir. Üstün yeteneğin bir göstergesi olabilmesi için bu özelliklerden bir çoğunun çocukta ilgili yaş grubunun doğal olarak gösterdiği ölçülerin üstünde ölçüler de gözleniyor olmasıdır.

Yıllardır üstün yeteneklilerle çalışmanın sonucu yazarın, en yalın tanı ölçütü olarak dikkate aldığı özellikler şunlardır:

  • Dile hâkimiyet 
  • En az bir yetenek alanında yaşıtlarının üstünde performans  
  • Merak ve bazı konulara yoğun ilgi  
  • Çabuk öğrenme§  Güçlü bellek  
  • Yüksek düzeyde duyarlılık  
  • Özgün ifade biçimleri  
  • Yeni ve zor deneyimleri tercih 
  • Kendisinden büyüklerle arkadaşlık
  • Yeni durumlara uyum sağlama 
  • Okumaya düşkünlük 

          Çocuğun üstün yetenekli olarak tanılanması, dolayısıyla bir üstünlük sıfatı ile “damgalanması” hem çocuk hem de ailesi için sorunlar yaratmaktadır. Bu kitabın başından beri verilmeye çalışılan mesaj, üstün yeteneğin çeşitli alanlar da, farklı boyutlarda ve farklı dereceler de ortaya çıkabileceği yönündedir. Dahi ya istisnai düzeyde üstün yetenekli az sayıda çocuğun dışındakilerin bu alanlardan birinde ya da bir kaçında üstünlük göstermesi beklenir. Dolayısıyla bazı çocuklar üstün yeteneklidir. Ancak, yeterli koşullar sağlanmadan ve yeterli nitelikte çok yönlü ölçmeye dayandırılmadan çocuğa “ üstün yetenekli” etik etini yapıştırmak ek sorunlar çıkartır. Çünkü bu etiket çocuğun üstün olmadığı alanlardaki performansına ilişkin yanlış ve haksız beklentiler in doğmasına yol açabilir. Bu da çocuğun kendine güvenini yitirmesine, kendini ortaya koymaktan kaçınmasına, saldırgan ya da içe dönük tavırlar geliştirmesine neden olabilir (Akarsu, 2004. S:138).  

          Benzer bir biçimde ailedeki diğer çocuklar, sınıftaki “ üstün ” olmayan öğrenciler ve oyun arkadaşları içinde bu etik et taşınması güç beklenti çarpıklıkları yaratır . Bu tür çocuklarla nasıl başa çıkılacağını bilemeyen anne baba, öğretmen ve okul yöneticilerinin durumu da zordur. Özellikle, anne yada babanın çocuğun üstün özelliğini kendi olağan dışılıkla rının bir tezahürü imiş gibi algıladığı yada bu özelliği bir çıkara dönüştürme çabasına giriştikleri durumlar da, üstün yeteneğin varlığı daha geniş bir grubun tepkisi ile karşılanır. Üstelik, ülkemizde üstün yeteneklilere yönelik örgün yada yaygın öğrenim kapsamında hiç bir uygulama bulunmadığı için bu üstünlük etiketinin altı doldurulamamakta; zaten farklı fırsatlar  yaratılamadığı için kendini gerçekleştirme olanağı bulamayan üstün yetenekli çocuk, bu etiket yüzünden daha da büyük bir var olma, “ kendi olma ” mücadelesi vermek zorunda kalmaktadır (Akarsu, 2004. S:138).  

          Üstün yetenekliler konusunun ülkemizde bu denli göz ardı edilmesinin arkasında bu alandaki bilgisizliğimizin ve sorunlarla yüzleşme yerine onları yok sayma eğilimimizin yattığı düşünülebilir. Oysa doğal ve kaçınılmaz olarak bizim ülkemizde de artık görmezlikten gelinemeyecek kadar çok sayıda üstün yeteneklerle donanmış çocuğumuz var. Onlara yardım etmediğimiz, destek sağlayamadığımız zaman kaçınılmaz olarak zarar veriyoruz demektir. Onlarla birlikte daha güzel yaşamayı öğrenmek zorundayız (Akarsu, 2004. S:139).  

          “Cutts’a göre ;Üstün  yetenekli  çocuklar,  bir  grup  olarak,  fiziksel, duygusal  ve  sosyal uyum sağlama konusunda yaşıtlarına göre üstünlük gösterirler. Genel olarak üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocuklar; sözcük hazinelerinin zenginliği ve sözcükleri tam anlamlarıyla kullanabilme yeteneği,  genelleştirme yapabilme ve soyut düşünme kabiliyeti, problemler konusunda içgörü sahibi olma, uslamlama,  problem çözebilme,  öğrenme hızı gibi özellikleri yanında, entelektüel amaçları gerçekleştirme hızı, ısrarlı olma, sebat gösterme, ileri hafıza gücü,  önsezide bulunabilme,  mizah ve nükte yapabilme yeteneği ile kendilerini belli ederler. Ayrıca, ilgi ve meraklarının zenginliği, farkındalıkları ve gözlemlemeye  doğal olarak eğilimli oluşları, insiyatif gösterme, teşebbüs etme ve yaratma yeteneğine sahip olma, eleştirici muhakeme, hizmet  etme  arzusunda  bulunma  gibi özellikleri ile tanınırlar. Toplumsal definedeki bir maden” olarak ifade edilen, üstün  yetenekliler duygusallıkları, doğal yetenekleri, ilgileri ve duyarlılıkları, ilk yaşlarda iken keşfedilirse toplum  ve bilimin kazançlı çıkacağı açık bir gerçektir (Hökelekli, 1994, s:133).

          Folson!a göre; Pek çok üstün yetenekli öğrencide, zekâ ile ahlak gelişimi arasında yüksek bir korelasyon görülür. Bu nedenle,  üstün  yetenekli öğrenciler, “duygusal  yoğunluk ve entelektüel  komplekslik’lerinin her ikisine de hitap eden bir sınıf ortamına ihtiyaç hissetmektedirler (Hökelekli, 1994, s:133).”

          Üstün yetenekli çocukların aynı zamanda bütün insanları ilgilendiren evrensel nitelikte manevi ve ahlâkî meselelere özel ilgileri olduğu görülür. Üstün yetenekli çocuklar çok küçük yaşta içinde yaşadıkları dünyayı analiz etmeye başlarlar; bu nedenle aynı zamanda gelişimleri sırasında daha sıklıkla ahlâkî ikilemlerle karşı karşıya gelirler. Bu karşılaşmalar sayesinde daha düşük ahlak aşamalarından daha hızlı adımlarla geçerler ve sıradan yetişkinin ulaştığı düzlüğü  (plateau) lise yıllarına gelmeden aşarlar. Bir kişi ne kadar üstün yetenekli olursa, o derecede ve hayatının o denli erken çağında bu düzlüğü aşma eğilimindedir (Hökelekli, 1994, s:134)”.

          Büyük sanatçıların çoğu başarılarını, kendilerini birazcık dikkatli ve ilgili bir öğretmenin keşfetmesine ve zihinlerine azim tohumla ekerek, onlar için gerekli eğitime yönlendirmesine  borçlu oldukla çoğu zaman kabul ren bir gerçeği dile getirmektedir. Doğuştan getirilen yetenekler ancak düzenli ve yeterli bir eğitim, zamanında uygun yönlendirme,  teşvik ve rehberlikle açığa çıkarılabilir ve ileri seviyede geliştirilebilir. Dolayısıyla üstün yetenekli çocukların erken yaşlarda keşfedilmesi ve eğitilmesi yalnızca bu çocukların bireysel mutluluğu açısından değil, toplumsal yaşam standartlarının ve kalitesinin yükseltilmesi bakımından da büyük önem taşımaktadır (Hökelekli, 1994, s:134)”.

          Sword’a gore; Ahlâki ilgi çok küçük çocukta bile gözlemlenebilir. Bu, zihinsel yoğunluğun bir ifadesidir. Duyarlılık ve empati ile birleştirildiğinde, ki bunlar da duygusal yoğunluğun ifadeleridir, ahlâki bağlılık şekline dönüşür. Zihinsel komplekslikleri dolayısıyla üstün yetenekli çocuklar evrende olayların nasıl gerçekleşebileceğine ilişkin ihtimalleri düşünebilirler. Aynı zamanda onlar, dünyanın kendi ideallerinden ne kadar uzakta olduğunu görürler ve derin hayal kırıklığı hisseder ve kimileri de ümitsiz olurlar. ilgilerini başkalarıyla paylaşmaya çalıştıkları zaman,  sıklıkla yalanlanma,  küçük görme,  şaşkınlık ve düşmanlık gibi reaksiyonlarla karşılaşırlar. Üstün yetenekli çocuklar erken yaşta siyasi ve sosyal problemler,  değerler ve ahlâk felsefesiyle ilgilendiklerinde, müfredatı içerisinde bu konuların tartışılıp keşfedilebileceği bir kısım özel derslere ihtiyaç hissederler (Hökelekli, 1994, s: 135)”. 

          Kearney’e gore; Gelişimsel bakımdan eşzamanlı olmayışları yüzünden sosyal uyum, özellikle çocukluk ve ilk ergenlik yıllarında sıklıkla güçtür.  Duygusal yoğunluk ve dinî, ahlâki ve var oluşsal ilgiler ayırt edici özelliklerdir ve bunlar  hayat  boyu  devam  ederler (Hökelekli, 1994, s:135)”.

          Silverman’a gore; Üstün yetenekli çocukların duyarlılıkları birçok biçimde olur: Duyguları kolayca incinir; başkalarına karşı çok merhametli,  koruyucu tutum içindedirler ve kolayca göz yaşlarına boğulabilirler. Başkalarının duygularını hissedebilirler, eleştirilere şiddetle cevap verirler ve ışığa, gürültüye,  hava ve çevre kirliliğine sert tepki verirler. Üstün yetenekli çocukların diğer bir kişilik özelliği üstün  yetenekli nüfusun  en  azından  yarısında görülen  içedönük  olma (introversion) dır. içedönükler derin duygulara sahiptirler, düşüncelidirler ve murakebe  (introspective) halindedirler. Başkalarına saldırganca davranma  yerine kendi içlerine çekilirler. Diğer birçok özelliğinin yanında bu dört özelliğin, duyarlılık, (sensitivity) mükemmeliyetçilik (perfectionism),  yoğunluk  (intensity), içedönüklük  (introversion) üstün yeteneklilere özgü dikkat çekici gelişimsel, psikolojik ve sosyal yanları vardır. Bir bütün olarak, bunlar üstün yeteneklilerin duygusal çok yönlülüğü gösterirler (Hökelekli, 1994, s:133-135)”.        

           Üstün yeteneklilerin duygusal yönlerinin güçlü olması, uyaranlara karşı aşırı tepkiler vermesine de neden olmaktadır. Bu aşırı tepkileri farklı biçimde ortaya çıkabilmektedir. Günlük hayat içerisindeki normal olarak algıladığımız bazı olaylara bakışları, olayların içerisindeki duygusal ifadeleri sorgulamaları ve en ince ayrıntılardan manalar çıkarmaya çalışmaları dikkat çekicidir.

          Üstün yeteneklilerin duygusal gelişim özelliklerini ayrıntılı olarak Dabrowski’nin teorisinde görmek mümkündür. Duygusal gelişim üzerine teorileri ve araştırmaları ile tanınan  Dabrowski,  doğuştan  gelen  belli tepki kalıplarının yetişkin hayatında yüksek değerlerin  gelişimi için bir temel  oluşturduğunu öne  sürmüştür. Nörolojik sınamaları sonucunda Dabrowski (1972) yaratıcılık bakımından üstün yetenekli bireylerin, farklı türde uyaranlara daha belirgin cevaplar verdiğini tespit etmiştir. Bu durumu o, uyarıcılara karşı aşırı duyarlılık (“nadpobudliwosc”, “superstimulatability”) olarak tarif etmiştir. Bunu “aşırı heyecanlanabilirlik”  (overexcitability) olarak anlamak mümkündür. Bu güçlü sinirsel heyecan beş değişik türde ortaya çıkmaktadır: Psikomotor,  duyuşsal, imgesel, entelektüel ve duygusal. Aşırı heyecanlanabilirler,  fiziksel enerjilerinin bolluğu,  duyularındaki yüksek akıcılıkları, canlı imgelemleri, entelektüel merak ve dürtüleri ve derin şefkat ve merhamet (care) kapasiteleri ile tanınırlar. Bireyler bunlardan birini veya daha fazlasını değişik yoğunluklarda tecrübe edebilirler (Hökelekli, 1994, s:135-136)”.

          Cutts’a gore; Başarılı olmuş üstün yetenekli çocuklar,  öğretmenleri tarafından  genellikle sorumlu, devamlı ve çoğunlukla  inisiyatif sahibi olarak nitelendirilir. Arkadaşlarıyla iyi geçinir ve doğal liderlerdir Üstün zekâlı çocukların sınıf hocalarından alınan bilgiler, bu öğrencilerin birçok şekilde hemen herkese yardım etmeye istekli olduklarını ortaya koymaktadır. Çoğu kez bu çocuklar, kendi ödevlerini göreceli olarak bitirdiklerinde,  daha yavaş olanlara  yardım etmek  isterler (Hökelekli, 1994, s:137)”. “Büyük dehalar elbet çılgınlığa yakındır:Ve aralarındaki sınırı çok ince duvarlar çizer.”John Dryden., Absalom ve Achitope 

 

         

Mehmet Faik KAYAGİL; Bilim Uzmanı ; Trabzon Bilim ve Sanat Merkezi Müdürü 

 

 

KAYNAKÇA

 Davaslıgil, Ü. (2004), Üstün Yetenekli Çocuklar Bildiriler Kitabı. A. Kulaksızoğlu, A.E. Bilgili, M.R.Şirin, 1. Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi, 6 Eylül 2004-İstanbul: Bildiriler (s.85-100). İstanbul:Çocuk Vakfı Yayınları.

Dağlıoğlu, E. (2004), Üstün Yetenekli Çocuklar Bildiriler Kitabı. A. Kulaksızoğlu, A.E. Bilgili, M.R.Şirin, 1. Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi, 6 Eylül 2004-İstanbul: Bildiriler (s.75-84). İstanbul:Çocuk Vakfı Yayınları.

Robinson, K. (2008), Yaratıcılık Aklın Sınırlarını Aşmak (N. G. Koldaş Çev.), İstanbul: Kitap Yayınevi. 2008.

Enç,  M.    (2004), Üstün Yetenekli Çocuklar Makaleler Kitabı. , M.R.Şirin, A. Kulaksızoğlu, A.E. Bilgili, 1. Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi, 6 Eylül 2004-İstanbul: Makaleler (s.37-84). İstanbul:Çocuk Vakfı Yayınları.

Hökelekli, H. (2004), Üstün Yetenekli Çocuklar Bildiriler Kitabı. , . A. Kulaksızoğlu, A.E. Bilgili, M.R.Şirin, 1. Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi, 6 Eylül 2004-İstanbul: Bildiriler (s.131-143). İstanbul:Çocuk Vakfı Yayınları.

Kerem E.A., Kınık, E., (2004), Üstün Yetenekli Çocuklar Makaleler Kitabı. , M.R.Şirin, A. Kulaksızoğlu, A.E. Bilgili, 1. Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi, 6 Eylül 2004-İstanbul: Makaleler (s.161-168). İstanbul:Çocuk Vakfı Yayınları.Özel Eğitim Konseyi. (1991).

Üstün Yetenekliler ve Eğitimleri Komisyonu Rapo- ru. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yay. s:221-246

Akarsu, F. (2004), Üstün Yetenekli Çocuklar Makaleler Kitabı. , M.R.Şirin, A. Kulaksızoğlu, A.E. Bilgili, 1. Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi, 6 Eylül 2004-İstanbul: Makaleler (s.127-154). İstanbul:Çocuk Vakfı Yayınları.

Andreasen, N.C., (2009), Yaratıcı Beyin Dehanın Nörobilimi, (K. Güney), Ankara: Arkadaş Yay., (2005)

 
< Önceki   Sonraki >
CSS Valid XHTML Valid
Designed by RocketTheme